Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası

Terakkiperver Cumhuriyet FırkasıTerakkiperver Cumhuriyet Fırkası (Güncel Türkçesi: İlerici Cumhuriyet Partisi) Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk muhalefet partisidir. Mustafa Kemal Paşa'nın eski silah ve dava arkadaşları olan Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Adnan Adıvar’ın öncülüğünde 17 Kasım 1924’te kurulmuş,parti tüzüğünde cumhuriyet ilkesini,libaralizmi ve demokrasiyi benimsediğini belirtirken aynı zamanda dini inançlara da saygılı olduğunu açıklıyordu. Partinin bunu özellikle vurgulamasının amacı,halkın dini duygularına hitap ederek bu sayede tabanı genişletmek ve kısa zamanda ikdidarı ele geçirmektir. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının siyasi amaçla dini inançları kullanması sonucunda, cumhuriyete ve inkilaplara karşı olanlar kısa zamanda bu partinin içine toplanmışlardır. İngilizler zengin petrol yataklarına sahip olan Musul'un Türkiye'nin eline geçmemesi ve Musul'la Türkiye arasında devlet kurarak aradaki bağlantıyı koparma amacıyla Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'na ajanlarını sızdırdılar ve partiyi bölücülük yoluyla kulanmaya ve isyan düşüncesini yaymaya başlamışlardır. Bununla birlikte İngilizlerden silah ve para yardımı alan Elazığ ve Genç bölgesinde etkili olan Şeyh Sait "Din elden gidiyor..."tarzında propaganda yaparak Şeyh Sait isyanını başlatması ve isyanın giderek büyümesi önce iktidarın yitirilmesine daha sonra da 5 Haziran 1925'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kapatılmasına neden olmuştur.

Amasya Tamimi ile Kurtuluş Savaşı'nı başlatan beş veya yedi kişilik kadronun Mustafa Kemal ve İsmet İnönü hariç tüm üyeleri, Terakkiperver Fırka'nın kurucu ve liderleri arasında yer almıştır.

Atatürk, Nutuk'ta Terakkiperver Fırka kurucularını cumhuriyet düşmanlığı, saltanatçılık, halifecilik, İngiliz yandaşlığı, isyan kışkırtıcılığı ve vatan hainliği ile suçlar.

Kuruluş 

Partinin kurulmasına yol açan olaylar zincirinin ilk halkasını, Kâzım Karabekir, 1923 Nisan seçimlerinin hazırlık aşamasına dayandırır:

"Gazi, 'ben muhalif istemiyorum' diyerek, kendisine kavlen ve tahriren en çok sadakat gösterenleri ve Birinci Meclis'te fiiliyatıyla bu emniyeti kazananları ve hemen bütün karargâhının mensuplarını namzet gösteriyordu. Ben de böyle emre uyan bir meclisle, dünyaya hakim İtilaf devletlerinin emniyetini kazanamayacağımızı ve dahilde de hürriyet mefhumunu kaldıracağımızı ve belki daha şiddetli bir muhalefete yol açılacağını söyleyerek [seçim komitesinden ayrıldım]."

Rauf Bey'in cumhuriyetin ilanından bir gün sonra İstanbul basınına verdiği ve cumhuriyetin ilanında izlenmiş olan yöntemi eleştiren demeci, Halk Partisi içindeki yol ayrımının dönemeç noktasıdır. Orbay İttihat ve Terakki deneyimine gönderme yaparak, 1908'in özgürlük umutlarının 1913'te bir parti despotizmine dönüşmesinin ülkeye getirdiği felaketli sonuçları vurgulamıştır.

Ali Fuat Paşa'ya göre, 1924 Eylülünde yeni partinin kurulması kararının alındığı toplantıda şu hususlarda anlaşmaya varılmıştır:

"3- İnkılapların hepsine taraftar olmakla beraber, bunların herhangi bir şahsa veya zümreye imtiyaz vermek için değil, bütün memlekete ve halkımıza mal edilmek emriyle yapılmış olduğu hakkında müttefik kalmıştık. [...] 4- Devlet şeklimiz olan Cumhuriyetin bir şahıs veya zümrenin idaresine alet olmasına mani olmaya elimizden geldiği kadar çalışacaktık."

TCF 17 Kasım 1924'te İçişleri Bakanlığına verilen bir dilekçeyle resmen kuruldu. Kuruluş dilekçesinde partinin amaçları şöyle tanımlanmıştı:

"Hakimiyetin bila kayd-ı şart millette olduğu ve milletin mukadderatına bizzat vazıülyed bulunduğu esasına istinaden cumhuriyeti idareyi takviye etmek ve memlekette kanunların seyyanen tatbikini temin ile istikrar ve emniyeti teyid ve tezyid eylemek ve teceddüt ve tekamül esasları ile milleti medeniyeti muassırada bir refaha isal edecek esbabı hazırlamak..." Parti Programı

TCF üzerine en ciddi ve kapsamlı araştırmanın yazarı olan Erik-Jan Zürcher, partinin programını, "içinde belirgin bir Batı Avrupa çeşnisi taşıyan bir liberalizm programı" olarak tanımlar.

Parti beyannamesinin başında, milletin "mukadderatını bizzat tayin ve idare etmek rüşd ve kabiliyetini izhar" ettiği vurgulanarak ülkenin demokrasiye hazır olmadığı görüşü reddedilir. En büyük tehlike, milleti "hakimiyet ve hükümranlık hakkından kâmilen mahrum edecek bir istibdat şeklinin teessüs etmesidir." Bireysel özgürlük ilkesi, toplumu zaaftan ve yozlaşmaktan, bireyi de keyfi yönetimden koruyacak bir toplumsal zorunluk olarak tanımlanır. "Umumi hürriyetlerin şiddetle taraftarıyız," "hürriyet-i şahsiyeyi her sahada mukaddes addedeceğiz" ve "fırkamız, tahakkümlerin şiddetle aleyhtarı[dır]" ifadeleri, liberal düşüncenin temel ilkelerini yansıtırlar.

Parti programının genel esaslar bölümünde, devlet şekli "halkın hakimiyetine müstenit bir cumhuriyet" olarak tanımlanır (madde 1). Partinin "meslek-i esasisi [...] hürriyetperverlik (liberalizm) ve halkın hakimiyeti (demokrasi)"dir (madde 2; parantez içindeki Fransızca kelimeler orijinal metindedir). "Mebusan seçimlinde bir dereceli halk oyu usulü kabul edilecek" (madde 8) ve "devletin vazifeleri asgari hadde indirilecektir" (madde 9). Yasaların çıkarılmasında "halkın temayülatının" gözetilmesi (madde 3) ve "milletin açık vekâleti alınmadıkça" anayasanın değiştirilmemesi (madde 5) şeklindeki talepler, CHP'nin bu konulardaki tavrına yönelik örtülü bir eleştiriyi barındırırlar. "Hakimlerin her türlü nüfuz ve tesirden azade kalmaları için, değişmezliklerini sağlayan hükümler vazedilmesi" (madde 10), cumhurbaşkanının meclis üyeliğinden ayrılması (madde 12) ve bütçeden maaş alan devlet görevlilerinin hiçbir siyasi partiye üye olamamaları (madde 13), kuvvetler ayrılığı ilkesini korumaya yönelik önlemler olarak değerlendirilebilir.

İç politikaya ilişkin ilkeler arasında, "idari adem-i merkeziyet esası kabul edilecektir" (madde 14), "bilumum devlet muamelatı sadeleştirilecektir" (madde 22) ve "ilk mekteplerin idareleri mahallerine ait olacaktır" (madde 52) ibareleri göze çarpar.

Ekonomik konular arasında, Halk Partisinin sadece iç kaynaklarla kalkınmayı öngören iktisat anlayışına karşı serbest ticaret ilkeleri savunulur ve ihracatın önemi vurgulanır (madde 30-32); sadece iç mali kaynaklara dayanarak kalkınma görüşü eleştirilir (madde 40-41).

"Fırka, efkâr ve itikadat-ı diniyyeye hürmetkardır" ifadesi (madde 6), "kişi özgürlüklerini her alanda kutsal saymak" ilkesinin bir uzantısı olarak gösterilir. Tevhid-i tedrisat ilkesi savunulur (madde 49). Partinin kurulduğu gün basına verilen demeçte, "kamu hakimiyeti, hürriyetperverlik, cumhuriyetçilik" esasları üzerinde anlaşmak koşuluyla, gerekirse CHF ile işbirliği yaparak "her nevi irticai hareketlere mukavemet" edileceği belirtilir.

Parti Kadrosu 

Tunaya'ya göre 28, Tunçay'a göre 29 milletvekili TCF'ye katılmıştır. Partiye katılan milletvekillerinin listesini Tunçay verir: 

Ali Fuat Cebesoy (Ankara), Osman Nuri Özpay, Necati Kurtuluş (Bursa), Feridun Fikri Düşünsel (Dersim), Cafer Tayyar Eğilmez (Edirne), İhsan Hamit Tiğrel (Ergani), Sabit Sağıroğlu (Erzincan), Halet Bey, Münir Hüsrev Göle, Rüştü Paşa (Erzurum), Halil Işık (Ertuğrul), Miralay Arif Bey (Eskişehir), Zeki Kadirbeyoğlu (Gümüşhane), Rauf Orbay, Adnan Adıvar, Kâzım Karabekir, İsmail Canbulat, Refet Bele (İstanbul), Hoca Kâmil Efendi (Karahisar-ı Sahip), Hulusi Zarflı (Karesi), Halit Akmansü (Kastamonu), Ahmet Şükrü Bey (Kocaeli), Abidin Bey (Manisa), Besim Özbek (Mersin), Faik Günday (Ordu), Halis Turgut (Sivas), Bekir Sami Kunduh (Tokat), Ahmet Muhtar Cilli, Rahmi Eyüboğlu (Trabzon).

TCF'nin kuruluşunun hemen ardından 6-7 mebus daha Halk Partisi'nden istifa etmiş, ancak (eldeki belgelerden anlaşılabildiği kadar) Terakkiperver Fırka'ya girmeden bağımsız kalmıştır. 

TCF ve İttihat ve Terakki 

TCF kurucularının tümünün eski İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarından olması, aralarında Kara Vasıf, İsmail Canbulat, Halis Turgut, Rahmi Beyler gibi eski parti militanlarının bulunması, TCF'nin ilk günlerden itibaren "İttihatçılıkla" suçlanmasına neden olmuştur. Parti liderleri bu iddiayı ısrarla reddetmişlerdir.

Bazı tarihçilere göre parti, Mustafa Kemal Paşa'ya 1919'dan beri kuşku ile bakan eski İttihatçıların yeni bir kadrolaşma ile iktidarı ele geçirme denemesidir. TCF liderlerinin İzmir Suikasti dolayısıyla 1926'da yargılanmaları esnasında da özellikle İttihat ve Terakki bağlantıları üzerinde durulmuştur.

Basında TCF 

TCF'yi İstanbul basınının büyük bir bölümü destekledi. Özellikle Vatan, Tevhidi Efkar, Son Telgraf ve İstiklal TCF lehine yayında bulundular. CHF'yi ise bu sırada resmi yayın organı Hakimiyeti Milliye ile Cumhuriyet ve Akşam destekliyordu. Hüseyin Cahit'in Tanin'i iki parti arasında net bir tavır almadı.

TCF-CHF İlişkileri 

TCF'nin kuruluşundan 5 gün sonra "sertlik yanlısı" olarak tanınan İsmet Paşa hükümeti istifa ederek, daha ılımlı bir politikadan yana olan Fethi Okyar hükümeti kuruldu.

TCF, Aralık 1924'deki araseçimlere katılamadı. Seçimi CHF kazandı, sadece Bursa ve Kırkkilise'de (Kırklareli) TCF destekli bağımsızlar kazandı. Ancak, hükümet Bursa'da kazanan Ferik (Korgeneral) Nurettin Paşa'nın mazbatasını iptal etti. İkinci defa yapılan seçimi yine Nurettin Paşa kazandı.

TCF ve Şeyh Said İsyanı

Şubat 1925'te baş gösteren Şeyh Said isyanı dolayısıyla Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası iktidar tarafından eleştirilere maruz kalmıştır. Dönemin başbakanı Ali Fethi Okyar istifa etmiş ve güvenoyu alarak başbakan olan İsmet Paşa Takrir-i Sükun kanununu yürürlüğe koyarak basına ciddi cezalar kesilmesinin yolunu açmıştır. Bu arada TCF'nin kapatılması süreci hızlanır ve fırka 5 Haziran 1925'te kapatılır. Haziran 1926'da İzmir Suikasti sonrasında bazı paşalar tutuklanır ve idam hükmüyle yargılanır. Fakat içlerinde Kâzım Karabekir ve Ali Fuat Paşa gibi İstiklal Savaşı'na katılanlar da bulunduğu bu komutanlar, Türk Ordusu subaylarının protesto gösterileri sonucu. Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın "özel affı" ile idamdan kurtulmuşlardır.

13 Şubat'ta Şeyh Sait isyanı başladı. 15 isyan bölgesinde hükümet sıkıyönetim ilan etti. Elaziz, Genç, Muş, Ergani, Dersim, Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siverek, Siirt, Bitlis, Van, Hakkari, Kiğı, Hınıs. TCF'nin bu yerlerde dini propaganda yaptığı iddia edildi. Ali Fethi Bey başvekillikten istifa etti, CHF içindeki aşırı kanat sertlik yanlısı İsmet Paşa'yı başa getirdi. 4 Mart'ta Takrir-i Sükun Kanunu kabul edildi. Tevhidi Efkar, Son Telgraf, İstiklal, Sebilürreşad, Aydınlık, Orakçekiç gibi gazete ve dergiler kapatıldı. İstiklal Mahkemeleri kuruldu. TCF, yasadışı bir örgütmüş gibi yargılandı ve 3 Haziran 1925'de bütün şubeleri kapatıldı. Fırkanın kapatılmasının en büyük nedeni olarak fırka programındaki 6. madde gösterildi: "Fırka efkar ve itikadatı diniyyeye hürmetkardır."

Yorum Yaz